31 Ekim 2011 Pazartesi

Mandalina Kabukları



 Karanlık bir sonbahar günü daha. Hüzünlenmek için gökyüzünden başka sebep aramaya dahi gerek yok. Böyle havalarda çocuk olmak istiyor insan. Bi haber etrafından, dünya sadece senin etrafında dönüyor. Hayal gücün öylesine kuvvetli ki, yapamayacağın, yenemeyeceğin, göze alamayacağın hiçbir şey yok. Tek derdin mandalinanı nasıl yiyeceğine karar verememek. Tam ucundan emerek mi yoksa derisini ortadan ikiye ayırıp bir karpuz dilimi edasında ortaya çıkanı yemek mi? En iyi dostların oyuncakların. Hele ki bir de maket bir uçağın varsa, onu uzanabildiğin kadar yukarı kaldırıp tüm gökyüzünde gezdirmek tüm keyiflere bedel... 


Yaşadığın semte pazar kurulduğunda senden mutlusu yok çünkü o gün senin taze nohut yiyeceğin gün. Yemyeşil dallarında ıslak taze nohutlar. Alıç satan yaşlı amcaların yollarını gözlersin. İpe dizilmiş sarı ve kırmızı renkteki alıçlar hemen boyna asılır. Öylesine çok olur ki hiç bitmeyeceğini sanırsın. Eline kağıt ve kalem tutuşturulduğunda önce korkarsın fakat adını yazmaya başladığın ilk gün süper kahramanlığa terfi edersin. O gün kalemin kılıçtan keskin olduğunu anlarsın. Ali ile tanışırsın. Sonra hayatına Ayşe girer. Artık Ayşe ata bakmasın, biraz da seni görsün istersin. Sen 5, 6 yaşlarında kocaman bir adamsındır.  Küçük şeylerden mutlu olmayı senden çok kimseler bilemez çünkü senin gözünde küçük ya da büyük hiçbir şey yoktur. Havanın kapalı ya da yağmurlu olması da seni hiç ilgilendirmez çünkü sen yaşadığın küçük dünyada değil, yarattığın büyük dünyada alt edemeyeceğin bir şeyin varlığını kabul etmezsin...

Sezer Demir