Yalnızlık, boş bir kağıt parçası gibi; henüz üzeri
karalanmamış. Eşini arıyor. Sonbahar da düşmeye yüz tutmuş bir yaprak
gibi kopmak üzere. Gökyüzü eskisi gibi parlak değil. Zifiri
karanlık yutmuş diğer tüm çizgileri. Çöpe atılmış bir müsvette hissine kapılması an meselesi. Yalnızlığını
sonlandıracak olanı; kalemi bekliyor. Kalem ona nazaran daha hovarda. Kimi zaman
temiz bir sayfa olmasa da elindekiyle yetinebiliyor. Ancak farkında ömrünün
uzun olmayacağının. Onların ihtiyacı olan şey birbirlerine kavuşmak. Bir de mum
ışığı. En güzel hikayelerin yolunu gösterecek bir deniz feneri...
Mürekkebi kurumaya yüz tutmuş bir kalem gibi uyandırılmayı beklemekle geçti zaman. Üstelik yazacak bembeyaz kağıtları da vardı. Yeryüzündeki varlığımın bir sebebi olduğunu hissettiren mısraların uzağında, belirsizlik hissinin bitişiğinde buluverdi kendini. Tek yapabildiği hayal kurmaktı. Oysa yazamadıktan sonra bir anlamı yoktu. Sonra uyandırılmayı beklemenin en büyük ceza olduğunu farketti. Ardından toprağın derinine gömdüğü kalemi sandıktaki mürekkebin yanına çıkardı. Önünde istemediği kadar çok kağıt var şimdi. işte o mum ışığı ona yol gösterecekti…
Sezer Demir